PAYLAŞ

Havaalanındayım yine. Öyle oturdum etrafı seyrediyorum. Bir boşluk var bugün koca alanda. Aynı boşluktan biraz da bende..

Birşeyler uzun zamandır eksik içimde. Uzun zamandır eksik diyorum ama, aslında çok daha uzun zamandır eksik olduğunu farketmememe kızıyorum. Öylesine kızdırıyor ki hatta beni, kendimi adeta hırpalamak istiyorum. Seyrediyorum ya etrafı şu an, belki de gördüğüm boşlukların hepsi bundan. Benim en sevdiğim sözlerden biri “Büyük lokma ye ama büyük konuşma”dır. Bu sözün gerçekliğine inanıyorum bile demek istemiyorum. Çünkü bunun gerçekliğini biliyorum. Başıma gelenler yüzünden olmalı sanırım. Bir tür tecrübe anlayacağınız.

Oturduğum yerde kulaklarıma kocaman uğultular geliyor. Boğucu bir ses gibi sanki. Yok merak etmeyin bildiğiniz havaalanı uğultusu işte. Yalnız şu anonslar biraz azalsa artık. Etrafı bangır bangır inletip, yol halinde aklımı karıştırıp adeta düşüncelerimi durduruyor.

Valizim ve Sırt Çantama Haksızlık Ediyorum

Yanımda kahrımı uzun zamandır çeken valizim ve küçük sırt çantam var. Sanki arkadaş gibiyiz son zamanlarda onlarla. Kahrımı her zaman çektiler doğrusu ama bu günlerde biraz daha mı fazla eziyet ediyorum onlara acaba diye içimden düşünmüyor değilim.

Bir kaç aydır valizimin içinden bazı eşyalarımı çıkarmıyorum bile. Sadece kirli olanları yıkamak için bir süreliğine valizden ayırıyorum. Temiz olanlara daha da kötü davranıyorum. Seyahatten gelince mutlulukla yerine kaldırmıyorum onları, kaldıramıyorum.

Her şeye ve her yere olan aidiyetimi öldürmeye çalışan öyle çok neden var ki bu aralar. O nedenle onlarda öyle sessiz sedasız takılıyorlar ilk konuldukları yerde. Evin koridorunda kimi zaman yürüyenler çarpıyor kimi zamanda üzerine birşeyler atıyorlar. Onlarda bu günlerde yalnız gibiler yani. Kalabalıkların arasındaki benim gibi.

Seyahatler Neden Heyecan Verir Bana Bilir misin?

Seyahatler her zaman heyecan verir bana. Hatta yalnız bir yerlere gittiğimde aklıma sevdiklerimi getirip “Bir dahaki sefere mutlaka onlarla da gelmeliyim” diye düşündürür. Ya da o yere sevdiklerimle daha önce gitmişsem “Şurada şunu yapmıştık, burada bunu yemiştik, şunu da tekrar göreyim” gibi duygularla sarıp sarmalanırım gittiğim yerlerle.

Bu davranış, benim dünyamda insan olmanın, sevmenin, hayatı paylaşmanın gereği gibi belki de.. Belki de o yüzdendir, seyahatlerin kimselerin aklına getirmediği “Zor” taraflarına katlanıyor olmam.. Kimbilir? Yoksa sadece bir yer görmek, sevdiklerini, alışkanlıklarını bırakmak ya da hayatla inatlaşmak için seyahate çıkılır mı?

Ah O sabah Kahvaltılarım

Havaalanında oturmaya devam ediyorum hala. Az ötedeki kafeden aldığım kartonun içindeki kahvenin kokusu geldi yine burnuma. Bir kokuyla yolculuklara çıkan bir ruh halindeyim. Kokuyla sabah uyanışlarıma doğru gittim bir anda.

Sabah kahvaltılarına çok önem veririm. Ama o bildiğiniz şaşaalı kahvaltılarda yoktur gözüm. Hatta kahvaltıda özellikle tatlı olan şeylerden pek de keyif almam. Peynir, ekmek, yumurta, zeytin, mevsiminde domates ve salatalıklarla dolu olan, yani aslında daha fazla tuzlulardan oluşan güzel renklerdir benim kahvaltılarım.

Tabii bir de çay lazım. Suyu kaynarken buharı çıkan, çiğ çay yapraklarının kokusunu önce mutfağa sonrasında odalara yaydığı demli bir çay. Ama onu da yalnız içmemek gerekir. Çünkü kahvaltılarda aslolan, bir sofranın başında olmaktır benim için. Sofra ve sofrada oturanlar yoksa, neyleyim ben o kahvaltıyı! Öyle olsa bir simit arası peynirle yolda da geçiştirir olurdum.

Yani anlayacağınız başlangıçtır o kahvaltı. Birçok şeyin başlangıcı. Uykudan feragat ettiren bir başlangıç. Sadece o sofralarda olabilmek için olan küçücük bir heves işte. Mutluluk sebebi anlayacağınız. Küçüklüğümden beri belki de hiç aksatmadan hep ailece oturduğumuzdan, öylesine bir alışkanlıktır belki de o kahvaltılar benim için.

Hiç bir zaman sofradakilerin nasıl veya ne şartlarda alındığını sormadığım, sadece “Şu var mı? Bu var mı” diye istekler yağdırdığım, annemin babamın kahrımı çektiği canım kahvaltı sofralarım.

Merak Edeni Olmalı İnsanın

Beklemeye devam ediyorum havaalanında.. Gecikmeler anons ediliyor şimdi de. Yok şu nedenle, yok bu nedenle kalkmayacak uçakları sayıyor o boğucu sesli anonsa kişilik veren kadın. Alandaki o kadar kişi anonsa kulak kabartıp evlerine, işlerine belki de aşklarına gecikip gecikmeyeceklerini dinlemeye çalışıyorlar. Bazıları ellerine telefonları aldı bile. geç kalacaklarını bildiriyorlar.

Birçokları gibi bende de alışkanlıktır gecikmelerimi bildirmek. Beni merak edecek olanlara haber vermek. O nedenle uzun yıllar bu konuda mesaj göndermedim. Çünkü sevmiyorum “Ben indim, ben bindim” diye kısacık cümleleri. Yol halinde bir ses duymak isterim hep. Benim de sesini duymak isteyenler olduğuna inanarak.

Ne de olsa garantisi olmayan dakikalar yaşıyoruz. Kısacık bir hayat içindeyiz. Bir kez daha “ses” duymayı hep kâr saydım.

Aynı şu ötedeki kadın gibi. Çocuklarıyla konuşuyor diye tahmin ediyorum. Bir dolu, “yemek yediniz mi, ilacınızı içtiniz mi?” sorularıyla sıralı cümleler kuruyor. “Ben hangi akşam sizleri öpmeden uyudum ki?” diye eklediğinde içim bir tuhaf oldu. Yutkunamadım. Annelik başka derler ya hani. Belki hakikaten öyledir.

Anonsu Bekliyorum

Sanırım insanlığın doğuşundan beri bir seyahat etme hali var. Hayatta kalmak için yiyecek içecek bulmaya giden ilk insanlardan günümüze, hayat hep “para” denilen illetin üzerine kurulmuş. Sonraları bu illet gözleri döndürücü bir hal almış.

Benim küçüklüğümde babamın eve nasıl para getirdiği veya o paranın, o parayla alınan eşyaların, yediğimizin içtiğimizin nasıl alındığı birçokları gibi bana da çok uzak bir konuydu. Bir arada olmak yani aile olmaktı önemli olan. Hani eskilerde durum anlatan bir söz vardır ya, aynı onun anlattığı gibi “Kapı kapanır ve ne olursa evde kalırdı”

Babamın zor zamanlarını hatırlıyorum. Ama bizim, yani annem, ablam ve benim ona nasıl destek olup olamadığımızı hatırlayamıyorum. Sadece şunu biliyorum. Beraberdik!.. Hatırladığım birşey varsa, o da sanırım kötü insanlar değildik biz. Dışardan gelen rüzgarları içimize almazdık.

Şimdi öyle mi? Rüzgar daha hızlı ve sert girsin diye kapı pencere açılıyor, evlerin içerisindekiler hemen parmakların üzerinde dolaştığı küçük ekranlarda “Canım, tatlım, dostum, kankam” denilen “Yakın dost ve arkadaşlara” aktarılıyor. Onlarda aynısını yapıp, çok çok samimi(!) olunuyor. Sonra? Sonra ne mi oluyor? Onu da anlatacağım ama bir anons var yine. Dinlemeliyim.

Eveet.. işte bu anons benimki! Ve kapıya çağrılıyoruz. Yani en azından benim uçakta bir gecikme yok. Bugün iyi olan haber bu olsa gerek. İnip bindiğini merak eden de varsa değme keyfine.

İçimden geçen çok şey var daha. Bir ara oturur yine, sen ve ben konuşuruz.

2 YORUMLAR

BİR CEVAP BIRAK