Yeni bir gün doğuyor Asya’nın bu küçük ada devletine. Türkiye ile aramızda yaklaşık olarak 6 saat saat farkı var. Yani daha bir önde yaşanıyor burada günler Avrupa’nın kapılarına göre. Yorucu geçen günün ardından kaldığım otelin kahvaltı salonunda birşeyler yemeğe çalışıyorum. Meyve ağırlıklı olmasına rağmen bilmediğim ürünlerden oluşan bir menüye sahip olan büfeden birşeyler yemeye çalışıyorum. Saati geç yapmadan belirlenen saat üzerinde yoğunlaşarak eşyalarımı ve tabii ki olmazsa olmaz fotoğraf makinemi topluyorum. Dün çektiğim fotoğraflara bakıyorum. Yorgunluktan zayıflayan hafızamı tazelememe yardımcı oluyorlar. Dışarda güzel bir hava var gibi görünmesine rağmen , dünyanın bu tarafında havalara çok güven olmaması konusunda oldukça fazla yazı okuduğumdan , kafa olarak herşeye hazırlıklı olarak yola çıkıyorum.
Sentosa adası Singapur’un ziyaretçilerine sunduğu ve gayet güzel pazarladığı bir eğlence adası. İlgi çekici hale getirmek herşeyi yapmışlar. Otobüse atlayıp , adaya gitmek üzere hareket ediyoruz. Yolda sabahın erken saatleri ile başlayan hareketlilik göze çarpıyor. Heryerin düzeni , şehrin derli toplu hali dikkat çekici.
Sanki geceden binlerce insan şehri temizleyip , toparlayıp ,düzenlemişler görüntüsü hakim sokaklara. İmrendirici bir düzen içerisinde herşey. Şehirdeki düzeni korumak için yıllarca katı kurallar koyup , taviz vermeden uygulamışlar. Yasaklarla ilgili efsanelere sahip olan Singapur’da bir kaç sene öncesine göre sanırım artık gerek kalmadığını düşünerek , sakız satışı yasağını kaldırmışlar. Sigara içmek için belirli yerler belirleyip , sigara söndürme noktaları hazırlayıp bu yasağı da hafifletmişler. Birçok restaurant ve cafe sigara içilmesine olanak tanıyan köşeler hazırlamışlar. Ancak temizlik çok önemli olduğundan, yüksek olan ceza yaptırımları devam ediyor ve tavizsiz bu davranışlarının karşılığını da dünyanın en temiz ülkesinde yaşayarak aldıklarını düşünüyorum.
Sentosa adasına , tur düzenleyen araçlarla da gidebileceğiniz gibi , teleferikleri de kullanma şansınız var. Ancak tabii ki tercih edilmesi gereken ulaşımın teleferik olduğunu düşünüyorum. Adada birçok alternatif sunulan , belirtildiği üzere bir günün ( bence üç tam gün ayrılmalı ! ) bile az geleceği aktivitelerle dolu olduğunu hatırlatmam da fayda var. Bunun nedeni Sentosa’ya gitme kararı aldığınızda , aktivitelerle ilgili bir çok paket seçeneği karşınıza çıkıyor. Hepsini içeren paketler 120-130 Singapur doları gibi fiyatlar içeriyor. Adada ulaşım , alınan paket içerikleri ile renklerle belirlenmiş hatlarda , shuttle araçlarla yapılıyor. Biz önce bizi adaya götürecek teleferiğin hareket noktası olan tepeye ( burası Ön liman olarak anılıyor. ) varıyoruz.

Liman üzerinden geçen Teleferik hattı , liman da demirlemiş olan yolcu gemilerinin üzerinden yol alıyor.
Sanıyorum tepenin adı Faber. Teleferiklerin hareket noktasına geldiğimizde , turist kafilelerinin akın akın geldiğini görerek sırayı kaptırmadan hızlanmamız gerektiğine karar veriyoruz ve o anda dışarda başlayan yağmur bize küçük bir görüntü zenginliği sunmaya başlıyor.

Yağmur nedeniyle , rüzgardan da etkilenerek iyi resim almak için çok uğraşmıyoruz. Ne olur ne olmaz!
4-6 kişilik kabinlerden oluşan bu sevimli teleferiğe biniyoruz. Belirli bir fiyat farkıyla altı cam olan kabinlerin olduğunu da öğrenmeme rağmen , rastlamadım. Teleferiğin en yüksek noktası 96 metre olarak belirtilmiş. Liman üzerinden geçtiğiniz için , geçiş sırasında yolcu gemilerini , etkileyici çevre manzarasını izlemek gerçekten doyumsuz. Adaya vardıktan sonra , Singapur’un tarihinin anlatıldığı bir hareketli müzeye geliyoruz. “Images of Singapur “ isimli müzeye girdikten sonra bizleri bir ambar düzeni verilmiş bir yerde oturtuyorlar ve interaktif harika bir sunum gösterisi yapıyorlar.
Daha sonra belirlenmiş kapıları takip ederek ,adanın keşfinden , kuruluş tarihine kadar balmumu heykellerin katkılarıyla , mükemmel dekorlarda ses ve ışık destekli dakikalar yaşatıyorlar.
Müzeden çıkıp bir soluklanıp araçlarımızla küçük bir ada turu sonrasında vardığımız nokta bir akvaryum. Dünyanın en büyük akvaryumu sıfatını 150 mt. olması ve içerisinde ki canlı çeşitliliği ile hakeden “ Under Water World “ .
Öylesine deniz altını bilmediğinize karar veriyorsunuz ki , bir daha denize girmekte bile zorlanabilirsiniz. Olağanüstü görüntüler var burada. Aynı bilet ile bir diğer taraf da bulunan park ve yunus gösterilerini izleyebilirsiniz.
Ancak belirtmek isterim ki Türkiye ve başka ülkelerde ki gösterilerin yanında çok zayıf kalıyor.
Adada görülmesi gereken noktalardan biri de 37 metre uzunluğunda ki Merlion heykeli. Ayrıca açık havalarda Endonezya’dan , Malezya’ya her yerin izlenebildiğini iddia ettikleri 131 metre yüksekliğe yavaş yavaş çıkan “Tiger sky” isimli kule de yükseklik korkusu olmayanlar için harika bir seçenek. Ada da bulunan canlı yaşam bahçesi “Butterfly Park” Kelebek ve böceklerin onbinlerce çeşidini barındıran bir amazon ormanı. Ancak burayı zamansızlıktan ziyaret edemeden bulunduğum noktada ki tek tanıdık restaurant SUBWAY’de kendime göre bir sandviç yaptırıp , yemek süresince araçlarını beklettiğim turist kafilesi görünümlü sahte gezginlere katılmak zorunda kalarak adanın içerisinde yola devam ettik.
Adada aktivitelerin hepsini görme şansımız zaman kısıtlılığı nedeniyle olmadığından , korsan alanları , megazip , trapez , çeşitli parklar ve herşeyden önemlisi Universal Stüdyoları’na gidemedik. Belki başka bir sefere diyerek Bundan sonra ki durağımız olan “Songs of the Sea” gösterisini seyretmek üzere sahile gidiyoruz. Bu gösteriyi ve mekanı anlatmak gerçekten çok güç. Tek kelime ile bayıldım.

Ayrı bir video ekleyeceğimden , songs of sea gösterisinin kaya süsü verilmiş hoparlörlerini gösteriyorum burada. Arkada ki bungalowlar sahneyi oluşturuyor.
40 dakika civarında süren , su ışık, lazer ve ses ile büyüleyici bir görsellik sunan show , sona erdiğinde içiniz buruluyor , kursağınızda kalıyor. Hava karardığında kumların üzerinde oturup , deniz üzerinde yapılan kulübelerle oluşturulan dekoru , sahneyi ve diğer detayları izlemek harika bir tecrübe oluyor. Bir çırpıda anlatılsa da yorulduğumuzu hissederek ayrılıyoruz adanın içlerinden. Ada da kalmak için harika seçenekler mevcut. Universal , hard rock hotel bunlardan bazıları. Ancak biz adanın günübirlik ziyaretçileri ile birlikte merkeze , kaldığımız otele doğru yola koyuluyoruz.
Akşam yemeği için fazla şansımızı zorlamanın gereksiz olduğunu düşünerek , otelden yürüme uzaklığında olan nefis bir italyan restaurant’ında harika bir pizza , makarna gecesi yaptık.Sabah yola koyulmak için çok erken kalkmak zorunda olduğumuzdan , uyumak üzere geceye veda ettik . Geziler , yeni keşifler için ,bizleri bekleyen yollara çıkmak üzere..










































Şehir gerçekten pahalı. İsviçrenin en gözde şehri ve finans piyasasına hükmeden durumu da olsa,başkent değil. Ama insanların düzeni , disiplini , saygısı şehre öylesine yansımış ki , yeri geliyor saygıyla eğilmek ve selamlamak istiyorsunuz zürih’i ve sahiplerini. Biletimizi aldık , Luzern ve Engelberg’e doğru. Bir gezelim bakalım anlatacağım..hala yollardayız.






