Çevre

Kesfet.tvYaban Keçileri” grubu ile Alakır Vadisi’nin Kumluca ovasına açıldığı bölgedeki doğa yürüşündeydi. Yürüyüş öncesi, HES‘lere karşı santral önünde “Alakır Nehri Özgür Aksın” yazılı bir pankart açıldı.

Yaban Keçileri” nden Turan Güvenç “Alakır’ın üzerine yapılması planlanan Hidroelektrik santrali projelerini protesto için buradayız. Bu projelerin 2 tanesi tamamlanmış durumda. Kalanlarda hayata geçecek olursa, suyumuz kanal ve borular içine hapis edilecek, toprakla bağlantısı kesilecek. Suyun topraktan ayrılması bu vadinin yok olması demektir.” dedi. 29.04.2012

(Resimlerin büyük halleri için üzerine tıklayınız!.)

Yaban keçileri "Alakır" da..kesfet.tv yanlarında..

 

mevsimi olduğunda doyumsuz papatya tarlaları Alakır'da..gezmek özgürlüktür , kesfet.tv geziyor.

 

Alakır'ın en güzel görüntülerinden belki de.. kesfet.tv kaşifleri için doyumsuz anlar

 

Alakır da papatya dolu tepelerde yorgunluk atan yaban keçileri ve kesfet.tv

 

Bırakın özgür aksın ALAKIR. kesfet.tv

 

Alakır güzellik dolu.. kesfet.tv

 

Fukuşima nükleer santralinden yayılan radyoaktif maddeler, toprağa, havaya ve insanlara bulaşmaya devam ediyor. Şimdi geçen mart ayından bu yana Fukuşima’daki santralde neler oldu ufak bir özet geçelim…

Fukuşima nükleer santralinden sızan ya da zorunlu olarak salınan radyoaktif maddeler solunum, sindirim yoluyla insanların vücuduna geçiyor. DNA’mıza ulaşıyor. DNA’nın bozulmasına, mutasyonlara ve nihayetinde kansere yol açıyor.

japonyasulariradyasyonlu

Tepco , reaktörleri soğutmakta başarısız olmuştu. Reaktörlerdeki yükselen sıcaklığı kontrol altında tutmak ve olası bir patlamayı önlemek için reaktörlere yüksek miktarda deniz suyu pompalamak zorunda kalmıştı. Kazadan bir kaç hafta sonra reaktörlerin içine pompalanan deniz suyu, tesislerden okyanusa sızmaya veya bilinçli olarak okyanusa akıtılmaya başlanmıştı. Bu yolla, yüksek miktarda radyasyona maruz kalan su, Büyük Okyanusa ulaşmıştı.

Fukuşima nükleer santralindeki felaketin ardından, yakın bölgelerdeki içme suyu, deniz suyu, brokoli ve çiğ süt gibi ürünlerde yasal ölçütlerin üzerinde radyoaktif madde saptanması sonrasında Güney Kore, Çin, ABD, Tayvan başta olmak üzere Türkiye’ninde içinde bulunduğu pek çok ülke Japonya’dan ithal edilen gıda ürünlerine yasak getirmişti.

 Mayıs ayının başında,  Greenpeace radyasyon izleme ekipleri Japonya’nın 12 millik kara sularının dışından ve Fukuşima kıyısından balık, kabuklu hayvan ve deniz yosunu örnekleri toplamıştı. Fransa ve Belçika’daki laboratuvarlarda yapılan detaylı analizler sonucunda, toplanan örneklerde yüksek radyoaktif kirliliğe rastlanmıştı.

Temmuz ayında ise, Tokyo’daki marketlerde satılan kırmızı etlerde insan sağlığını tehdit edecek seviyelerde radyasyona rastlanmıştı. Japon Hükümeti Fukuşima bölgesindeki çiftliklerde yetiştirilen sığırlardan elde edilen kırmızı et satışına yasak getirmişti.

Şimdi gelelim geçen haftaya! Japon mutfağının temel besin maddelerinin başında gelen pirinçte tehlikeli seviyede radyoaktif sezyum bulundu. Radyoaktif sezyum maddesi Fukuşima nükleer santralinden 60 km uzaklıkta bulunan bir pirinç tarlasında tespit edildi. Japon Hükümeti, Fukuşima felaketinden sonra tahliye bölgesini önce 10 km olarak belirlemiş, sonrasında da tahliye bölgesi 20 km’ye çıkarılmıştı.

Fukuşima’dan 60 km uzakta güvenli olarak kabul edilen bölgelerde radyoaktif kirliliğe rastlanması, güvenlik sınırlarının yeniden gözden geçirilmesinin gerekliliğini ortaya koyuyor.

 

 

Kaynak : greenpeace

Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli’nin (IPCC) yayımladığı rapor, önümüzdeki yıllarda sel, kuraklık ve fırtınaların sayısı ve şiddetinde artış olacağını ortaya koyuyor.

Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli’nin (IPCC) yeni raporu, iklim değişikliği ve aşırı hava olayları arasında bağlantı olduğunu doğruluyor.

Kuzey Buz Denizi'nde iki kutup ayısı. Kuzey Kutup Bölgesi'nde sıcaklıklar fosil yakıt kullanımına bağlı karbondioksit salımları nedeniyle artıyor.

220 uzmandan oluşan bir ekibin yaklaşık 2 yılda hazırladığı rapora göre, önümüzdeki yıllarda iklim değişikliğinin etkileri arttıkça, dünya daha şiddetli yağmurlar, daha sert fırtınalar ve daha derin kuraklıklara sahne olacak. Raporda dikkat çekilen bir diğer nokta ise, bu aşırı hava olaylarından en fazla etkilenecek olan ülkelerin gelişmekte olan ülkeler olduğu. Uzmanlar bunun nedeninin hem coğrafi konum, hem de altyapı eksikliği olduğunu söylüyor. 1979 ila 2004 yılları arasında doğal afetlerden ölümlerin %95′i gelişmekte olan ülkelerde yaşandı.

En sıcak yaz, en kurak yaz, gıda sıkıntısı, taşkınlar ve seller gibi en’leri yaşadığımız son yıllarda, her geçen gün daha fazla yaşanan bu aşırı hava olaylarının nedeninin büyük ölçüde iklim değişikliği olduğunu artık biliyoruz. İklim değişikliğinin en büyük nedeni ise kömür, petrol gibi fosil yakıtların yarattığı karbon salımları. Kömür, dünya üzerindeki karbondioksit salımlarının %41′inden sorumlu ve iklim değişikliğine neden olan en tehlikeli yakıt. Türkiye’de ise halen kurulması planlanan 50 kömürlü termik santral var. Üstelik Türkiye, son 10 yılda sera gazı artış oranları bakımından tüm dünyada birinci sırada.

Ülkeler yıllardır bir araya gelip karbon salımlarını azaltmak üzerine konuşuyor ama her yıl bu salımlar daha da artıyor. Bu ay sonunda Durban’da gerçekleşecek iklim konferansı hükümetlere bir şans daha veriyor. Türkiye de dahil tüm ülkeler sera gazı salımlarını ciddi derecede azaltacak şekilde harekete geçmeli. Kaybedecek vakit kalmadı. Yarını bugün kurtarmalıyız.

 

Tayland bu yıl son 50 yılın en büyük sel felaketlerinden birini yaşadı. 9 milyonun üzerinde insan etkilendi.

 

Avrupa Yenilenebilir Enerjiler Konseyi’yle (EREC) birlikte hazırladığımız Enerji Devrimi raporuna göre, Türkiye enerji verimliliği ve yenilenebilir enerji kullanımı ile, enerji sektöründen kaynaklanan  karbondioksit salımlarını 2050 yılına kadar 1990 seviyesinin %18 oranında aşağıya çekebilir.

Raporda neler öne çıkıyor?

  • 21. yüzyılda aşırı soğukların görülme sıklığında azalma ve aşırı sıcaklıkların görülme sıklığında dünya çapında bir artış yaşanacak. (%99-100 olasılık)
  • 21. yüzyılda dünyanın çoğu bölgesinde yağışların yoğunluğunda ve görülme sıklığında artış olacak. Bu özellikle yüksek enlemlerde, tropikal bölgelerde ve kuzey orta enlemlerde kış mevsiminde yaşanacak. (%66-100 olasılık)
  • Tropikal siklonların neden olduğu şiddetli yağışlar, sera gazı salımlarının neden olduğu ısınma nedeniyle artacak. (%66-100 olasılık)
  • Isı dalgalarındaki değişimler, buzulların erimesi ve kutuplardaki donmuş kara parçalarındaki bozulması büyük olasılıkla yüksek dağlarda eğim değişikliklerine, büyük kütlelerin yer değiştirmesine ve buzul göllerinde taşkınlara neden olacak.
  • Hava ve iklime bağlı ortaya çıkan ekonomik kayıplar yıllara göre değişiklik göstererek artmaktadır.
  • Ölüm oranları ve ekonomik kayıplar gelişmekte olan ülkelerde daha fazla. 1979 ila 2004 yılları arasında geçen 25 yıllık süreçte doğal afetlerden ölümlerin %95′i gelişmekte olan ülkelerde yaşandı.
  • Yeni korunma önlemleri alınmazsa tropikal siklonlardan kaynaklanan ekonomik kayıplar artacak.
  • Eğer daha sık ya da daha şiddetli felaketler yaşanırsa, dünyada yaşanılabilir olan bölgeler azalacak. Bu da beraberinde göçlerde bir artışı getirecek. Mercan adalar gibi sular altında kalma tehlikesi olan yerlerde pek çok kişinin göç etmek zorunda kalması olasılığı var.
Kaynak : greenpeace

22 Numaralı tutuklu

Asırlardır kıyılarından medeniyet eksik olmayan Akdeniz, dünyanın en özel denizlerinden biridir. Üç kıtayı birleştiren ve olağanüstü zenginlikte bir canlı çeşitliliğine sahip olan bu özel denizin, dünya okyanuslarının ekosisteminde de çok önemli bir rolü bulunur.

Bu ayın başında 20 Greenpeace eylemcisi, İskoçyalı Cairn Energy’nin Kuzey Kutbu’ndaki korkunç petrol sondajı planlarını engellemeye çalıştıkları için tutuklandı. Petrol endüstrisinin gezegenimizle ilgili almaya hazır olduğu riskler ve meslektaşlarımın fedakarlıklarından etkilenerek, geçen hafta Greenpeace kampanya sorumlusu Ulvar Arnkvaern ve ben 21 ve 22 numaralı tutuklular olmaya karar verdik.

Cairn’in petrol platformuna çıktıkları için meslektaşlarımın bazıları sınırdışı edilmeden önce, yaklaşık 2 hafta boyunca Grönland’in başkentindeki Nuuk’s Enstitüsü Cezaevi’nde tutuldu. Onların bu cesur davranışı sayesinde, petrol şirketi, tehlikeli planlarını 5 gün geciktirdi.

Kuzey Kutbu’ndaki derin deniz sondajının durdurulması dışında, meslestaşlarım oldukça makul bir istek olarak Cairn’in acil kurtarma planlarını kamuoyuyla paylaşmasını istedi. Acil kurtarma planı, petrol şirketlerinin bir petrol sızıntısı meydana geldiğinde bunu nasıl temizleyeceğini kaleme aldıkları bir belgedir. Bu planlar her zaman halka açık olmalıdır. Yasal uzmanların Greenpeace’e net olarak bildirdiğine gore Cairn isteser bu planları kolayca yayınlayabilir.

Cairn’in acil durum planını paylaşmamasının nedeni bizce çok basit: Kuzey Kutbu’ndaki bir petrol sızıntısını temizlemek imkansız!

Birleşik Krallık Hükümet Yetkilileri ve Enerji Bakanı Chris Huhne, arasındaki bir e-postada belirtildiği üzere: “Bu gibi bölgelerde kirlenme sorunları için yardım almak çok zor, verilen zararın geri çevrilmesi ise neredeyse imkansız.” Başka bir belge de diyor ki: “Özellikle Kuzey Kutbu ekosistemi çok hassas. Bölgenin uzaklığı ve sıfırın altında derecelerde çalışmanın zorluğu nedeniyle acil kurtarma müdaheleleri yavaş gerçekleşeceği gibi, Meksika Körfezi’ndekinden daha zor olacaktır.

Geçen hafta 50.000′den fazla kişi Cairn Energy’nin patronlarına yazarak, acil kurtarma planlarını halka açmalarını istedi (Bana söylenene göre, tutuklanmamdan beri yaklaşık 25.000 mektup daha yollanmış). Geçen Cuma günü petrol platformuna tırmanmak üzere yola çıkarken bu isimleri de yanıma almaya karar verdim.

Bizim küçük Greenpeace şişme botumuzla 53.000 tonluk petrol platforumuna doğru yol almıştık. Cairn’in çalışanları, bizi karşılayıp, konuşmaktansa, bize dondurucu soğuklukta tazyikli su fışkırtarak ıslatmayı tercih ettiler. 30 metrelik merdivenden sonunda çıkabildiğimizde ise tutuklandık.

Kuzey Kutbu’nda sondaj yapılması, sadece, bölgeyi yüzyıllardır evi olarak görmüş kutup ayıları, balinalar ve milyonlarca kuşun hayatı için bir tehdit değil, aynı zamanda Grönland’ın ekonomisi ve bütün bölgenin istikrarı için de çok ciddi bir tehdit oluşturuyor! Bir sızıntı bölgenin yaşam biçimini tamamen yok edebilir!

Ama bu sadece Dünya’nın kuzeyini önemseyen insanları ilgilendiren bir mevzu değil. Kuzey Kutbu’nda olan her şey, Dünya’daki bütün hayatı etkiliyor. Petrole bel bağlamaya devam ettikçe, biliminsanlarının gezegenin hava düzenine çok büyük etkiler yapacağını söylediği karbon salımlarını arttırıyoruz.

Kuzey Kutbu’ndaki petrol sondajının çağımızın en önemli çevre mücadelelerinden biri olduğuna inancım tam. Bu, Kuzey Kutbu denizinin yok edilmesini ekonomik anlamda bir fırsat olarak görenlerin deliliğine karşı bir mücadele. Son derece zararlı ve pahalı siyah altının Dünya’nın ucundaki son damlalarını avlamak, gezegenin geleceği için büyük bir kumardır!