Bir hayal var ki.. henüz gerçekleşmedi. Kaşiflere olan inancım hiç bitmedi.... [Devamı]

Bir Asya ülkesi ziyaret edilecekse , bu coğrafya da yaşayan bizler için , yeme içme alışkanlıkları ve kültürel endişelerden dolayı ,yumuşak bir geçiş için başlanabilecek iyi bir seçim Singapur. Çeşitli uçuş alternatifleri olmasına rağmen , durumun gerekleri doğrultusunda benim seçtiğim İstanbul – Kiev – Bangkok – Singapur uçuşu rota olarak uzun olmasına rağmen olmasına rağmen gezginlere keyifli anlar yaşatabilecek bir tercih. İstanbul’dan Kiev’e yaklaşık 2 saatlik bir uçuş, sonrasında uçak değişikliği ve Bangkok için 10 saate varan bir uçuş ile Asya topraklarına varıyoruz.

suvarnabhumi havaalanı / Bangkok

Suvarnabhumi havalimanına indiğinizde hiç de Asya’da olduğunuzu hissetmiyorsunuz. Olağanüstü düzenli , gelişmiş, kalabalık ve büyük bir havalimanı. Size Asya’da olduğunuzu hissettirecek en önemli kültür farklılığını Thai havalimanı görevlilerinin işlemleri sırasında sezmeye başlıyorsunuz.İki ellerini kavuşturup , başlarını öne eğerek teşekkür mahiyetinde ki hareketleri , güleryüzleri de eklenince sizi adeta ezmeye başlıyor. Teşekkürden çok minnetkar bir hava katan bu davranış şekli  daha ilk dakika da etkisi altına alıyor sizi. etrafı incelemek için çok vaktimiz yok zira Singapur’a gideceğimiz bağlantı uçağının saati çok yakın. Önce Tayland Kraliyet polisi arması taşıyan görevlilerce ülkeye giriş yapıyoruz. Pasaportlarımızı damgalatıp , vizeli seyahatin , bilinçaltımıza attığı 3.sınıf insan psikolojisinden sıyrılmak saniyeler alıyor. Tayland Türk vatandaşlarından vize istemediğnden kendine güvenli bir insan topluluğu olarak kapılardan geçiyoruz. Havalimanı içerisinde biraz yürüme , merdivenlerden tırmanma, c/in koşturmalarından sonra , yaklaşık 1 saat önce girdiğimiz bu ülkeden Singapur’a hareket etmek için çıkış yapıyoruz.

Air asia iyi bir seçim

Uçağımıza girdiğimizde gözüme çarpan , temiz ve yeni bir koku, sadelik , kırmızı siyah ve gri renkte döşenmiş deri koltuklar ile bembeyaz tasarım ışıklandırması oluyor. Uçağımız Airasia firmasına ait .

Air asia uçakları

Ara uçuş olması ve low cost olduğunu tahmin etmemden dolayı , beklentilerimin çok çok üzerinde bir görüntü beni hoşnut ediyor. Ne zaman ki koltuğuma gidiyorum , işte o zaman Asya insanının vücut ölçülerinden dolayı uçağın koltuk aralıklarının hiç de bana göre olmadığını görüyorum. Ama en azından uçak dolu değil ve rahatça oturma fırsatım oluyor. Uçuş yaklaşık 2,5 saat sürüyor. Ancak biner binmez , sadece uçağın hareket ettiğini hatırlayacak görüntüleri hafızama alıp , Singapur semalarında uyanmak üzere uykuya dalıyorum. Hangi  dilde olduğunu bilmediğim anonsla uyanıyor ve anonsun devamın da ingilizce olarak tekrarıyla iniş emniyet uyarısı olduğunu anlıyorum. Penceremden baktığımda ki manzara gerçekten olağanüstü. Kış aylarının etkisinin hissedilmeye başladığıKasım ayında parlayan güneş , masmavi bir gökyüzü ile çevrede adacıkların , tekne ve gemilerin görüntülerini yemyeşil kara parçaları kesiyor. İnanın heyecan dolu ve etkileyici. Herzaman ki rutin işlemleri görüp , sırasıyla pasaport , bagaj işlemlerini halledip bir ülkeye da vizesiz girme onuruyla! şehire ( yoksa devlete mi desek??) ayak basıyoruz.

 

 

 

Singapur farklı bir ülke. Bir şehir devleti diyebiliriz. Malezya ve Endonezya’ya komşu . Malay denilen yarımadanın hemen güney ucunda. 50 ye yakın ada veya kayalığa sahip. Havaalanından şehir merkezine doğru giderken , gayet refah içinde bir görüntü veren ülkede yaşayan yaklaşık 4 milyon singapur’lunun iyi kesimlerinin oturduğunu tahmin ettiğim iyi görünümlü evler , siteler önünde uzanan güzel bir yoldan devam ederek yürüyüş yolları,yeşillikler ve spor alanlarının kenarlarından geçerek ilerledik. Sıcak ve nem kendini hissetiriyordu. Ekvatora olan 137 km lik uzaklık bu durumu açıklıyordu aslında. Konaklayacağımız otele gitmeden önce şehir girişini ikiye bölmüş görüntüsü veren nehirin denize açıldığı noktada bir mola verdik. Singapur’un ünlü gökdelenleri burada doyumsuz pozlar veriyor.

Singapur ve Gökdelenler

  Bir kahve molası verip starbucks dan aldığımız buzlu kahvelerimizle kenardaki banklarda bir nefes almak için oturmak iyi bir fikir gibi geldi o an. Fotograf düzeneklerime son şeklini vermek içinde iyi bir fırsattı.

starbucks iyi bir manzaraya sahip

Ülkeye giden herkesin fotoğraf albümünde olduğuna inandığım, şehrin / ülkenin simgesi ünlü “ Merlion “ heykelinin ismini verdiği Merlion parkında herşeyi hissetmeye başlıyorsunuz. Heykel kafası aslan , vücudu balık şeklinde olan ağzından su fışkırtan değişik çok da özelliği olmamasına rağmen marka haline gelmiş bir yapıt.

Ülkenin simgelerinden Merlion heykeli

Bu park ve meydanımsı merkezden , denizle birleşen nehri, gerçekten büyüleyici gökdelenleri , dünyaca ünlü 165 m. yüksekliğe ulaşan , 28 kabinli , yaklaşık 40 dakika süren bir macera sunan “ Singapur Flyer “ isimli dönmedolabı , denizden onlarca metre yükseklikte sonsuzluk havuzu ismi verilen 3 büyük gökdelenin üzerinde duran bir gemi görünümlü , muhteşem manzaralı bir havuza sahip “ Marina bay sands hotel “i , enteresan mimarisi ve içeriği ile “ artscience museum ”u , raffles meydanı , sidney’deki opera binasından esinlenerek yapıldığı söylentileri dolaşan “ Esplanade “ yi , Formula pist ve seyir teraslarını görebilir , resimleyebilir ve biraz da iç çekerek dolaşmaya devam edebilirsiniz. Yani en azından bende böyle başladım. İç çekmenizin sebebi , bu kadar küçük bir adada bir araya toplanmış saymakla bitmeyen özellikli yapıların hafiften kıskançlığı oluyor. Akşam üzeri yeniden gelmek üzere buradan ayrılıyoruz. Çünkü saat farkından ve uzun uçuştan dolayı gitgide zorlanacağımızı düşünmeye başlıyorum. Sıcak ve nemin hissettirdiği sıkıntıyı bu güzelliklerle atarak şehrin kendi hayatının yaşandığı yerlere doğru uzanmaya başlıyoruz.

singapur şehir

Eski ve modern bir arada

Singapur flyer , tribünler

Deniz ve nehir'in birleştiği yerden gökdelenlerin seyiri...

 

Merlion heykelinin resime katkısı

Marina bay hotel ve artscience müzesi

 

 

 

“ Little India “adı verilen yerleşime geldiğimizde , en dikkat çekici yapı “ Sri Srinavasa Perumal “ tapınağı gözümüze çarpıyor. Ziyarete açık , rengarenk işlenmiş etkileyici bir kutsal mekan. Ön tarafı renkli binalarla dolu , harika fotoğraf veren bir sokak .

 

Sokaklar böyle boş değil tabii ki . Bu anı yakalamak için bir süre beklemek zorunda kaldım.

 

 

Sri Srinavasa Perumal tapınağı

Hemen yanında bulunna çarşısı el işi ağırlıklı yerel ürünlerin satışlarının yapıldığı bir şark pazarı şeklinde. Ancak elişi giyecek , oyma v.s yanında  , bazı dükkanlar son model elektronik ürünleri vitrinlerine koymuşlar ve bütün buranın anlamının yokolmasına uğraşıyor gibiler.

China town

Dükkanlar geziliyor, pazarlıklar yapılıyor, yiyecek ürünlere ( birçoğu tanımadığımız şeyler olunca ) bakılıyor ve biraz soluklanıyoruz. Buraya kadar bir çırpıda gezdiğimiz yerlerin tadının çıkarılarak gezilmesi diye düşünüyorum. Ancak böyle bir planlama ile gelirseniz bu ülkeye ve benim bakış açıma sahipseniz en az 20 gün çıkmak zor olur. Bu nedenle daha otelimize yerleşmememize rağmen , bir çırpıda buraları gezmek ve en azında otelden sonra nerelere gideceğimizi planlamak adına iyi bir turlama oluyor. Rotada daha ünlü mağazaların dizildiği Orkide Caddesi “ Orchad Road “ üzerinden gideceğimiz 150 yıllık Botanik parkı ve “ National Orchid Garden “ var.

National orchid garden ve küçük kaşif irem

Fotoğraf meraklıları için dayanılmaz bir yer. Olağanüstü özenerek bakımlarının yapıldığı, belki de mücevherler gibi korunduğu hissi veriyor.

Bakmayın öyle sadece çiçeğe bakar gibi. Çok değerliler bunlar.

Orkide ülkenin en önemli sembollerinden biri durumunda ve yetiştirdikleri orkideleri, ticaret , sanat ve de mücevherat da kullanıyorlar.

Harika pozlar veriyorlar.

National Orchid Garden kapısı tabelası karşısında çevre düzenlemesi içerisinde , bir göletin ortasında yarımadacık şeklinde bir sahne bulunuyor.

parkın içerisindeki ortam inanılmaz huzur veriyor.

Burada çeşitli aktiviteler , klasik müzik dinletileri düzenleniyor. Şehrin sakinleri , aileleri ile yemyeşil , tertemiz çimenlerin üzerlerine serilip dinleniyorlar. Kalabalığın oluşturduğu herhangi bir olumsuz durum yaşanmıyor. Ne bir çöp dalgası kalıyor geride ne de kalabalığın olduğu bir uğultu duyuluyor ortamdan. Herkes birbirine, hayata ,yaşam sevgisine ve insana olan saygısıyla sürüyor günlerini burada. İmrenerek ayrılıyoruz bulunduğumuz yerden.

Zamanı iyi kullanabilmek adına konaklayacağımız “ Royal Queen “ oteline hemen yerleşip , yorgunluk atıcı duşumuzdan sonra valizlerimizden üzerimize rahatça bir şeyler geçirip hemen dışarı çıkıyoruz.

Konakladığımız otelimiz Royal Queens.

Otelimiz, ünlü Orchad yolunun aşağısında kalıyor  ( yani denize doğru olan kısımda ) . Yürüyerek caddeyi geziyoruz. Hava kararmaya başladığından ışıklandırılmış binalar gözönüne çıkmaya başlıyor.Gerçekten bu şehir ilk dakikadan beri beni çok etkiliyor. Akşamın çökmesi ile kalabalık artıyor sokaklarda. Yolların kenarları oturup çevreyi seyreden gençlerle , kaldırımların içleri ise cafe ve restaurantların dışarıda duran masa ve sandalyeleri ile dolu. Yollarda müzik yapan ama asla rahatsız etmeyen para toplama amaçlı sanatçılar var. Bir müzik grubunun önünde durup birazcık dansedip , çantalarına karşılığını bırakarak devam ediyoruz. Her yerde olduğu gibi aklımda yerel yemekler olduğundan, bildiğimiz tüm fast-food restaurantları geçiyoruz ve bulduğumuz bir  uzak doğunun tüm mutfaklarını sunan çeşitli büfelerin olduğu  ,geleneksel bir restaurant’a girerek incelemeye başlıyorum.

Baktım ki çeşitlerden ve mutfakların ülkelerinin yazılarını oluşturan alfabeden  pek birşey anlamıyorum, tek tek incelemeye koyuldum. Deniz ürünlerinin çekici görüntülerinden etkilenerek ,önce bir balık çorbası içmeye karar verdim. Tezgahta ki yaşlıca duran  ,el maharetlerini sergileyerek çekici olmaya çalışan, adamcağızın bana sorusu hangi balık ? şeklinde oldu !. Bir an durakladım ve en iyisinden, beyaz etli ve büyük bir balık olsun diye tarif ederek , bu coğrafya da yaşayan diğer balıklara karşı saygılı olmaya çalıştım.!. İstavrit , çinekop gibi balıkların akrabalarından oluşan ama onlara hiç benzemeyen türlerinden , bir dolu çeşitlilik karşısında kaderime boyun eğerek , seçilen balıktan yapılacak olan çorbamı beklemeye başladım. Tabii ki çorba hazır değildi. Adamcağız elindeki tencere türevi aleti ocağa koyduktan sonra ,eline aldığı herşeyi “ bundan da ister misin? ” şeklinde sorarak yemek yapımına beni de ortak etti. Gösterdiği bir çok şeyi anlamamama rağmen, evet  -  hayır gibi , iki seçeneği kullanarak görselliklerine göre cevaplar vermeye başladım. Çıkan kokular hoş olmaya başlamıştı ki , sıra balığın eklenmesine geldiğinde iyi bir tercih yaptığımı anladım. Hepsi eklendikten sonra pişmeye bırakıldı ve yaklaşık 10 dakika içerisinde balık çorbam koca bir kase içerisinde hazırdı. Bakalım içine neler koymuşum , şimdide tatma zamanı! diyerek masama doğru koyuldum. O da ne!!  tuz namına hiçbir şey yer almıyor. Tamamen tuzsuz olan bu çorba isimli karışımın tadını bile anlayamıyorum. Hemen bir tuz operasyonu yapmak için büfeye yönelerek ve daha da önemlisi , neden tuza ihtiyacım olduğu konusunda  onları ikna ederek ,  kaya tuzu şeklinde ki isteğime kavuştum. Tuzu çorbama eklerken , uzaktan ne kadar saçma bir şey yaptığım konusunda  ,hemfikir olarak gülen iki çekik gözlü mutfak çalışanı ile gözgöze gelmeden kaşığımı daldırdım çorbaya. Mmm nefis bir şey olmuş. Balık çorbası içinde pirinçten yapılma makarnalar , soyalar,bambular bilmediğim yeşillikler!. Çorbamı yudumladıktan sonra , yemek konusunda kendime güvenim geldiğinden bir kaç mutfak/büfeden daha birtakım şeyler ( en azından lezzetli ) tüketip , açlık hissimin giderilmesi memnuniyeti ile mutluluk hormonlarım tavana vuruyor. Geceyi bu kadar yorgunluk üzerine , yenilen güzel yemek ve starbucks’da içilen kahve ile bitiriyorum. Herkes eğlence mekanlarına hareket etmeye başlarken , geldiğim yol üzerinden çevirdiğim bir taksiyle doğru otele gidiyorum. Yarın SENTOSA adası ziyaret edileceğinden iyi bir uyku çekmem gerekiyor.

No related posts.

Yorum ve Düşünceleriniz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir