Dubrovnik’teki konaklamamızın 2.gününde keşfetmek duygularımız kıpırdanmaya başladı. Kaldığımız otel resepsiyonundan güvenilir araç kiralama firmalarını soruşturmaya başladık. Avrupa’nın bu yeni ülkesinin yanıbaşında ,sınırlarla kesilmiş ama aynı kültüre değişik açılardan bakmamızı sağlayacak bir dolu seçenek duruyordu. Otelden gerekli bilgileri aldıktan sonra ilgili firma ile bağlantı kurarak birkaç saat sonra lobby’de araç kiralama firmasından gelen personelle buluştuk. Libertas’ın seyir bölümlerinden birinde oturarak çevre ve araç kiralama hakkında bilgi aldık. Görüşmede konstrasyon eksikliğini sağlayan karşı sahillerin silüeti, kaşifleri anlamamıza yetiyordu. Belli belirsiz ,ufuk çizgisiyle birbirine karışmış deniz ve eski kıtanın çizme görüntülü ülkesi İtalya göz kırpıp duruyordu bize. Bir takım pazarlıklar ve turistik bir şehirde bulunmanın satıcıya verdiği güvensizlik ortamlarının aşılmasından sonra Dubrovnik plakalı aracımızı teslim alarak planlarımız doğrultusunda otelden ayrılarak, kısa bir şehir içi geçişten sonra ana yola çıktık.
Şehrin kurulu olduğu kısmı terk ederek, yolu takip edip manzara ile süslenmiş denizin çizgisinden yükselen yamaçtan yola devam ettik. Seyir terası olarak doğal boşluk bırakılmış alanların Dubrovnik’i yüksekten gören kısmında her yolcu gibi bizde duraklama yaparak fotoğraflama görevimizi gerçekleştirdik. Yolu takip ederek ,kiralamış olduğumuz arabaya ısınmaya çalışırken çok kısa bir süre içerisinde otoban görüntüsü veren yol düzeni , ayrımları ve gişeleri ifade eden tabelalar ile karşılaştık. Gişeye !!! ilerledik ve yaklaştıkça aslında bu düzenleme ve görüntülerin gişe değil dünyanın en genç ülkelerinden Karadağ sınırı olduğunu fark ettik. Bu kadar kısa bir yolculukla başka bir ülke sınırına gelmenin şaşkınlığını yaşamamızla pasaportlarımızı isteyen görevliye evraklarımızı uzatmamız bir oldu.Hırvat görevliler pasaportlarımıza çıkış damgalarını uygularken herhangi bir soru ile karşılaşmadık. Yeniden hareket edip ara bölgede ilerlemeye başladık. Hırvatistan sonrası ara bölge, terk edilmiş şehir görüntüsü veren birkaç duty free mağazasının yapılarından oluşan herhangi bir yaşam görüntüsü vermeyen bir alandan ibaret. Yeni ülke Karadağ ,sınırları içerisinde kendi para birimi olmadığından Euro kullanıldığına işaret eden tabelaları ve bağımsızlık işaretleri olan bayraklarını dalgalandırmaya başlamış bu ara bölgenin bitişine doğru. Hırvat sınırından ayrılırken işlem yapan gişelere benzer kulübelere yaklaşıp , Karadağ girişi için pasaportlarımızı tekrar görevlilere teslim ettik. Kısa bir hoş geldiniz karşılaması ile birlikte Avrupa’nın Kosova’dan sonraki en yenisine ulaştık.
Başka bir ülkede olmanın sadece pasaportlarımızdaki işlemler ile farkındalığına vardığımız Karadağ, doğa ve çevre özellikleri ile balkanlardaki iç içe geçmişliği özetliyordu. Hırvatistan’ın gözdesi Dubrovnik’ten ayrılınca Karadağ bu kadar yakın olmasına rağmen zengin – fakir ayrımına uğruyor zihinlerinize bu noktada. Ancak ekonominin Hırvatistan kadar iyi olmaması daha bir güzel tutmayı başarmış görülüyor. Sabah kahvesi içmek için mola vermek üzere Igalo isimli şehirde ! ( bizde ilçe olması bile tartışılabilir ! )çok fazla Amerika kokan bir benzin istasyonu kafesinde durakladık. İçeride bulunan müşteri ve çalışanların mutlu ifadeleri pozitif bir yaşam tarzını anlatmaya yetiyordu. Büyük ülkelerin ,büyük şehirlerinde ki stresli yüzlerden eser görmedik. Sanki herkes balkanlar da kurulmuş bir ABD eyaletinde çekilen film sahnesinde gibiydiler. Alışveriş bölümünden aldığımız kocaman ( gerçekten ülke ölçeği için büyük ) bir harita satın aldık. Ülkeye girerken hedeflediğimiz BUDVA şehri , ülkeye girdikten sonra içimizdeki keşfetme arzuları ile yerini akıllarımızda başkent olan ve daha yoğun popülasyon içeren PODGORICA’ya ( Yugoslavya dönemindeki eski adıyla Titograd ) terk etti. Anayasasında “ demokratik , refah ve çevreci “ bir ülke ibaresi yazılı bulunan Karadağ doğal yaşamı ve bitki örtüsü ile çevre konusuna dikkat ettiğini ziyaretçilerine hemen sergiliyor. Merakımız olan, bu kadar yeşil bir ülkeye neden Montenegro bizdeki adıyla Karadağ ismi verilmesi hususunda yaptıkları “akşamları ,güneş batınca, özellikle denizden dağların simsiyah bir görüntü vermesi ve zamane denizcileri başta olmak üzere bu isimle anılmaları “ açıklaması merakımızı gideriyor. Kocaman haritamızı açıp ,yanıltıcı ilk bilgi olarak harita ölçeğine bakmadan hesapladığımız bulunduğumuz yer ile Podgorica arasındaki mesafe oluyor gözümüze çarpan. Biran çok uzak bir mesafe olarak görünüyor haritaya bakınca ( şöyle ifade edebilirim. İstanbul – Erzurum veya ağrı gibi bir ülkenin bir ucundan diğer ucuna olan mesafe gibi ) Podgorica . Ama ne fark eder ? neden buradayız ki ? gazlamaları ile hesabımızı ödeyip güleryüzlü personele veda ederek yeniden yola koyuluyoruz. Herzeg novi ve Zelenica’yı kısa bir süre içerisinde sıyırıp, Kumbor , Denovici ve Baosici üzerinden kotorsko körfezi ismi verilen sevimli ve etkileyici Kamenari ‘ye ulaştık. Hollywood yıldızları ile dünya milyonerlerinin yeni gözdesi Kotor’u görmek istememize rağmen yolumuzu çok kısaltacak feribotlar ile karşı kıyıya Tivat’a ulaşmak çok daha mantıklı geldi. 10’ar dakika ara ile devamlı hareket halinde olan feribotların hareket ettiği küçük limana girip biletlerimizi alarak feribottaki yerimizi aldık. O an başlayan Balkan yağmuru, manzarayı daha doyumsuz hale getirirken gökkuşağı sürprizini de bizden eksik etmedi. Kısa bir yolculuktan sonra ulaştığımız Tivat bizi Karadağ’ın tatil cenneti Budva üzerinden başkente götüreceğini tabelalar ile duyuruyordu. Yol üzerinde bu ünlü tatil beldesine girişte , içinde bulunduğumuz mevsimde göz önüne alınarak yapıldığını düşündüğümüz yol onarım çalışmaları nedeniyle oluşan trafik kalabalığına da takılarak kısa bir Budva’yı uzaktan seyretme molasıyla Karadağ’ın akşam kararan dağ yollarına doğru koyulduk. İlk durağımız eski tarihi başkent Cetinje’yi aşarak kısa bir süre sonra ülkenin diğer ucuna!! Podgorica’ya vardık. Şehrin merkezini bulma amaçlı sağa sola turistik gözlerle bakarken Karadağ trafik polisleri tarafından Otobüslerin kullandığı toplu taşımaya ayrılmış tercihli yol yeşil ışığından geçerek , otomobillere yanan kırmızı ışıkta geçmek ihlali nedeniyle durdurulduk. Ülkenin yasaları gereği cezamızı alıp , posta ofisine yatırmamız ve makbuzumuzu polis memurlarına verip tekrar aracımızı almamızı söylediklerinde başımızdan akmaya başlayan kaynar sular ayaklarımıza ulaşmadan kendilerini ikna çabalarımızı başlatmamız gerekiyordu. Şehir merkezine ulaşamadığımız için dolaşırken, cezalı duruma düşen kişiler olarak posta ofisi, bize Uzakdoğu da bir yermiş gibi ulaşılması imkansız gelmişti. Karadağ polisine, 20 euro cezamızı kendilerine ödeyerek bizim adımıza posta ofisine yatırmaları konusunda ki ikna çalışmalarımız, dürüstlük abidesi memurlara önce bir şey ifade etmemesine rağmen , sonraki 5 dk içerisinde bizi iyi yolculuklar dileyerek uğurladılar.
Podgorica , Karadağ’ın en büyük kenti.Uzun yıllar Osmanlıların hüküm sürdüğü bölgede yer almasına rağmen kısıtlı sayıda eser korunabilmesinin nedeni, ikinci dünya savaşı sırasında kentin 120 kez bombalanmış ve defalarca yerle bir olmasından kaynaklanıyor. Giderken görmek istediğim, ancak hava kararıp polisiye trafik macerasının uzaması nedeniyle programa alamadığımız Satkula yani saat kulesi tüm görkemiyle ayakta kalan başlıca Osmanlı eseri. Şehir merkezinde iyi bir restaurant ararken ulaştığımız bir çok farklı konseptin , bar, klup ve dünya mutfaklarının ayrı salonlarda verildiği bir yapının İtalyan bölümünde göz doymazlığımız üzerine önce fesleğen ağırlıklı soslu bir makarna ve sonrasında söylediğimiz pizzalarımız ile masamızda hareket edecek yer kalmadı. Böylece Karadağ da menülerin porsiyon boyutlarını iyi hesaplamak gerektiğini anlıyoruz. Hareket edemeyecek kadar yememize ,sadece gün boyu aç olmamızın sebep olduğu bahanesiyle kendimizi kandırarak istediğimiz hesap ,bizi inanılmaz şaşırtıyor. Bu porsiyonlardaki yemek ve içecekler için ödediğimiz rakam 20 eurolar civarında!. Memnuniyetimizi belli etmek için verdiğimiz bahşişin, personelin bizi ugurlamalarından anladığımız kadarıyla çok tatmin edici olduğunu düşünerek ayrılıyoruz bu lezzet durağından. Yediklerimizi eritmek amaçlı kısa bir turdan sonra başlangıçta günübirlik olmasını düşündüğümüz Karadağ seyahatini Podgorica’da bir gece geçirme kararıyla sabaha kadar uzatıyoruz. Sonrası mı? Kimbilir..yollardayız…
Diger Yazılar:









Tweet